Cilt kuruluğu yada kserozis; hastalarımız ve biz dermatologların en fazla karşı karşıya kaldığı deri problemi. Özellikle çocukluk dönemi ve % 75 oranında 65 yaş üstünde ciddi bir cilt problemi.

Cilt kuruluğunu basitçe derinin su içeriğinin azalması olarak tanımlayabiliriz. Vücut su kapasitesinin % 10-20' si derimizde bulunmakta. Derinin epidermis ve dermisi bölümlerine baktığımızda suyun % 70 oranında epidermiste yer aldığnı görmekteyiz. Epidermisin su içeriği dermisten epidermise su geçişi ile sağlanmakta. Epidermis dış ortama suyun buharlaşması ile sürekli su kaybetmekte. Epidermal su içeriği doygunluğa ulaştığında dermisten epidermise su geçişi azalmakta, epidermal su tutuma kapasiteleri azalmakta. Epidermal su kapasitesi %10-15 oranında azladığında deride kuruluk ortaya çıkmakta.

Deride kuruluk; deri yüzeyinde ince çizgilerin çok belirgin hale gelmesi, deri üzerinde kepeklenmelerin varlığı ve inatçı bir kaşıntı ile kendisini göstermekte. 

Kuruluk ile birlikte derinin bariyer sisteminin kaybolması/zayıflaması deriyi savunmasız hale getirmekte. Derinin bariyer sistemi hakkında daha detaylı bilgi için...

Tüm bu süreç derinin erken yaşlanması, egzama ve alerjilerin kolay gelişmesi, deri yara iyileşmesinin gecikmesi, enfeksiyonlara karşı savunmasız kalınması, bazı cilt hastalıklarının alevlenmesi(atopik dermatitis, psoriais gibi) vb sorunlara yol açmakta. 

Derimizin Kurumasının Nedenleri

Kuru deri genetik faktörler, fizyolojik nedenler(bebeklik dönemi ve yaşlanma vb) ve çevresel faktörler ile her yaş döneminde ortaya çıkabilmektedir.

Genetik cilt hastalıklarına cilt kuruluğu eşlik edebilmektedir. Erken yaşlanma sendromu-Progeria, Werner sendromu, Xeroderma pigmentosum, Atopik dermatitis, Ichthyosis, Psoriasis, Sjögren Sendromu gibi. 

Cinsiyetimz, yaşımız ve cilt yapımız ne olusa olsun uygun koşullarda hepimizde kuru cilt sorunu gelişebilmektedir. 

Hava Koşulları

Kış mevsiminde hepimizin gözlemlediği gibi cildimiz daha fazla kurumakta. Genel kural çevresel sıcaklığın düşmesi ve nemin azalması derinin kuruması ile sonuçlanmakta. Kış mevsiminin hava koşulları bunu sağlamakta. Çevresel ısının yüksek olduğu çöl koşullarında havanın nemi daha düşük olduğu için buda derinin kurumasına neden olmakta. 

Kışın kapalı yaşam alanlarımızda klima, kalorifer, elektirkli ısıtıcılar vb bulunduğumuz ortamın hava nem seviyesini düşürmekte. Kışın derimizin daha fazla kurumasında bir diğer neden bu ısı kaynaklarından kaynaklanmakta. Kışın cilt kuruluğu kol, bacak ve gövdenin her iki yanında ortaya çıkmakta. Hafiften çok ağır klinik bulgulara kadar kişiye göre değişmektedir.

Klima sistemleri nemlendirici özellikleri yok ise cildin kurumasında ciddi bir etkiye sahiptir. Uçaklarda uzun yolculuklar sonrası cildimizin kuruması bu yüzdendir.

Hava koşulları cildin yapısını ve kimyasal içeriğini değiştirmekte. Örneğin epidermiste korneositler arasındaki yağlar bir araya gelerek-paketler oluşturarak faklı geometrik şekiller yapmakta. Bu şekil farklılıkları derinin bariyer sistemini yani dış ortama deriden suyun geçişini etkilemekte. Yüksek su geçişi deriden daha fazla su kaybı anlamına gelmekte. Bu yağ paekteleri yukarı çıktıkça geometrik şekilleride farklılaşabilmekte. Örneğin epidermisin derinlerinde bu yapılar daha yoğun iken st corneuma ulaştıkça yoğunlukları azalmakta. Rhomboid şekilli(eşkenar dörtgen) geometrik formunda olanlar daha yoğun bir paketlenme ile su kaybına karşı daha dirençli iken hexagonal(altıgen) şekilli olanlar daha hafif paketlenme ile su kaybına karşı daha az dirençlidir. Deri seramid seviyesi hava koşullarının sıcak olduğu durumlarda artmakta. Soğuk iklim koşullarında ve kışın seramid deride azalmakta. Seramid azaldığında deri kurumakta ve kepeklenmekte.

Sıkı-streç giysiler

Bu tür giysilerin kan dolaşımında olumsuz etkileri ile derinin kurumasına yada derinin kuruluğunu daha fazla şiddetlendirdiğini biliyoruz. Ayrıca bu giysilerin deriye daha fazla sürtünmesi derinin yapısını daha fazla bozmaktadır.

Banyo, Duş ve Havuz 

Özellikle sıcak su ile sık banyo ve duş alınması deri bariyer sisteminin bozulması ile cilt kuruluğuna neden olmakta. Bu problem klorlu havuzların sık kullanımı ilede ortaya çıkmakta.

Şampuan, Duş Jeli ve Sabunlar

Normal ve sağlıklı ciltte nem-yağ içeriği dengeli ve pH 4.5-5.75 arasında olmalıdır. Tüm sabunların pH 7 -12 arasında olduğu için cilt bariyerini bozmaktadır. Bu nedenle vücut temizliğinde sabun kullanılmamalıdır. Temelde pH ları uygun olsada tüm temizleyiciler derinin nem -yağ dengesini bozmaktadır. Parfüm ve antibakteriyal içerikli temizleme ürünleri deriye daha fazla hasar vermektedir. Bu nedenle kuru deri problemlerinde banyo sonrası deri daha gergin ve kaşıntılı hissedilmektedir. 

Özetle pH 5-5.7 arasında temizleme ürünleri azar miktarlarda kullanılmalı ve içeriklerinde parfüm ve antibakteriyal içerikler olmamalıdır. 

Güneş

Güneş infrared ışınımın direkt sıcak etkisi ile deride kuruluğa neden olmakta. Derinin epidermal kuruluğu bariyer fonksiyonunun azalması ile sonuçlanamakta. Bu güneş kaynaklı UV radyasyonun daha derine hatta dermise penetre olmasına neden olmakta. Dermal kolajen ve elastin fiberlerde daha fazla hasar gelişmekte, derinin daha fazla yaşlanma belirtileri göstermesi anlamına gelmektedir.

Yaşlanma

Yaşlanma ile deride terleme ve sebum-yağ salınımı azalmakta. Özellikle bu durum kadınlarda 40-45 yaşlarda gözlenirken erkekelerde daha ileri yaşlarda ortaya çıkmakta. Yaşlanma ile deri kurumaya başlamakta. Bu kuruluğun şiddeti kişinin yaşına, genel sağlık durumuna ve çevresel nem koşullarına göre değişmektedir. İleri yaşlarda cilt kuruluğu daha fazla deri kaşıntısı ile birliktedir. Ayrıca yaşlanma sürecinde deri inceldiği için kaşıntı ile birlikte deri altı kanamalar; purpura ve peteşiler, daha fazla ortaya çıkmaktadır.

Yaşlanma ile birlikte;

  • Dermiste fibroblastik aktivitenin azalması ile kolajen, glikozaminoglikan ve hyaluronik asit yapımı azalmakta.
  • Dermiste yeni damarsal yapıların yapımı azalmakta buda elastin ve kolajen fiberlerin dejenerasyonu ile ilişkili
  • Epidermal bariyer sisteminin bozulması son derece kolay hasarlanabilir ve kaba bir epidermis yapısına neden olmakta.
  • Epidermal melanosit yapımı azalmakta buda derinin güneşe karşı doğal korunma sisteminin azalması anlamına gelmektedir.
  • Langerhans hücre azalması epidermal savunma sistemin zayıflaması anlamına gelmekte.
  • Dermal ridgeler azalmakta, dermo-epidermal bileşke zayıflamakta
  • Keratinositler arası yağ-protein yapısında lammeler yapılar azalmakta
  • Terleme ve deri sebum yapımı azalmakta 

Deri kuruluğunda diğer nedenler

  • Çinko ve esansiyel yağ asit eksiklikleri
  • Uzun süreli ve yoğun kusmalar
  • İshaller
  • Düşük sodyum diyetleri
  • Böbrek yetmezliği
  • Hipotiroidizm
  • Terlemenin azaldığı nörolojik bozukluklar
  • HIV pozitifliği
  • Kanserler
  • Safra kesesi ve yolları hastalıkları
  • Derinin radrasyona maruz kalması
  • Diyabete bağlı otonomik nöropatiler
  • Radyoterapi
  • İlaçlar;
    • Diüeritikler
    • Antiandrojenler

Mesleki nedeler yada sağlık nedenleri ile yoğun kimyasal madde teması

  • Mesleki nedenler ile yoğun solvent, kimyasal, boya ve deterjanlara maruz kalınması
  • Eller ve vücudun sık yıkanılması gereken mesleki guruplar(ev işleri, boya ve mutfak çalışanları)
  • Uzun süreli kortizon ilaçlarının deri üzerine kullanımı.

Derinin kuruması sırasında deri içerisinde neler olmakta

  • Derinin kuruması, bariyerinin bozulması, direncinin azalması ile mekanik ve fiziksel zorlamalar deride yırtıklara ve çatlaklara neden olmakta. Kuru deride deri altı destek dokularda azalmakta. Bu özellikle ayaklarda vücut ağırlığı ile daha fazla deri çatlaması anlamına gelmektedir. Bunlar ağrılı oldukları gibi derin damarsal yapılar açıldıklarında kanamalara neden olabilmektedir. Kuru deride ağrı, sürtünme duyu hissi azalmakta
  • Deride melanositler azalmakta, yani derinin pigmentasyonu azalmakta. Bu derinin güneşe karşı doğal korunmasının azalması anlamına gelmekte.
  • Deri kuruluğu epidermis-dermis ilişkisinin bozulmasına neden olmakta.
  • Dermiste kolajen sentezi azalmakta.
  • Kuru deri alanında kan dolaşımı azalmakta. Bu hücrelerin oksijen ve beslenme fonksiyonlarının azalması anlamına gelmektedir.
  • Kuru deride derinin savunma hücreleri olan Langerhans hücre fonksiyonuda azalmakta. Bu deride enfeksiyon gelişme riskinin yüksek olması anlamına gelmektedir.
  • Deride terlemenin ve kan akımının azalması vücut ısı dengesinin düzenlenmesinin bozulması anlamına gelmektedir.
  • Kuru deride bariyer fonksiyonun azalması ilaç ve tüm kimyasalların deriden daha fazla emilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle kuruluğu daha fazla arttıracak alkol içerikli ilaç ve kolanya gibi ürünlerden uzak durulmalıdır.
  • Kuru deride koltuk altı kasık gibi sürtünen yerede daha kolay maserasyon gelişmekte.
  • Kuru deride eski porselen tabak görnümünde çatlamış egzamatöz bir deri gelişebilir. Bu "eczama craquele" olarak tanımlanmaktadır.  

  • Kuru deride epidermiste su içeriği azaldığı için deri kuru ve kaba hissedilmektedir. St. corneumda en dıştaki korneositler arasında bağlar tam ayrılmadığı için kepeklenmeler şeklinde bu durum kendisini göstermekte. 
  • Kuru deride sıklıkla kaşıntı ortaya çıkmakta. Bu kaşıntı deri üzerinde kaşıntıya bağlı ekskoriasyona(deride kaşıntıya bağlı izler) ve sekonder enfeksiyonlara neden olmakta.

Cildim kuru mu ?

Aşağıda yer alan deneyimleri sizde yaşıyor iseniz cildiniz kuru yada kuruya eğilimlidir. 

  • Banyo, duş ve havuz sonrası cildimde gerginlik hissediyorum
  • Derim hep buruşuk görünüyor sanki susuz kalmış gibi
  • Hep pürüzlü bir cilt yapım var. Ne yaparsan yapayım cildim pürüzsüz olmuyor
  • Cildimde sıklıkla kaşıntı, yanma hatta ağrılar olmakta
  • El ve ayaklarımda süreki cilt çatlakları, yarılmalar olmakta hatta bunlar zaman zaman kanamakta
  • Cildimde kızarıklık ve sık sık egzamalar gelişmekte 

Kuru deride hastanın değerlendirilmesi ve sınıflaması

Hastanın kuru deri probleminde saçlı deriden ayak tabanına kadar tüm vücüt deri yüzeyinde aşağıdaki belirtilere bakılmakta.  

  • Deride kuruluk, pullanma, deri çizgilerinin çok berligin olması ve derinin kaba görünümü

  • Deride kaşıntının varlığı, ekskoriasyon(kaşıntıya bağı deride izler); kaşınıtı gün içerisinde toplam 2-4 saat sürmekte ise(günün % 10 ) ise bunu orta kaşıntı olarak tanımlıyoruz. Eğer kaşıntı daha uzun sürmekte ise hatta geceleri oluyor ise bu şiddetli olarak tanımlanmakta. 

  • Deride ağrının varlığı
  • Deriden eritemin(kızarıklık) varlığı

  • Deride çatlak ve yarılmalarınn varlığı

Bu belirtilere göre kuru deri klinik şiddetine göre sınıflandırılmakta;

Kuru deriye meyilli

Yukardaki klinik bulgular yok ancak deri yapısı kurumaya meyilli ise

Hafif derecede kuru deri

  • Deride kabalaşma ve kepeklenme +
  • Kaşıntı yok yada hafif +/-
  • Ağrı yok -
  • Ertem yok yada minimal +/-
  • Deride çatlak ve yarılma yok -

Orta derecede kuru deri

  • Deride kabalaşma ve kepeklenme ++
  • Kaşıntı hafif yada orta; +/++
  • Ağrı hafif yada orta +/++
  • Ertem orta ++
  • Deride çatlak ve yarılma yok yada birkaç tane; -/+

Şiddetli kuru deri olmak üzere

  • Deride kabalaşma ve kepeklenme çok belirgin +++
  • Kaşıntı şiddetli +++
  • Ağrı şiddetli +++
  • Ertem belirgin +++
  • Deride çatlak ve yarılma birkaç tane; yada çok sayıda +/+++  

Kuru deride tedavi

Tedavi öncesi hastanın çok iyi değerlendirilmesi gerekmekte; sistemik hastalıklar, genel sağlık durumu, mevcut cilt hastalıkları(psoriaisis, atopik dermatitis, ihtiyozis vb) ilaç kullanımı /diüretikler, kan yağ düşürücüler, kemoterapi retinoidler vb) gibi.

Mevcut cilt kuruluğu belirtileri ve bunların şiddeti belirlenmekte.  

Cilt kuruluğunun olduğu vücut alanlarına göre koruyucu önlemler ve tedavi belirlenmekte. Bunun için vücudu gövde, el-ayak ve yüz olarak bölümlere ayırıyoruz. Örneğin nemlendirici seçiminde yüzde daha çok akneyi, komedon oluşumunu arttırmayacak nemlendiriciler tercih edilmekte. El ve ayaklarda nemlendici + keratolitik(deri soyucu) ajanlar birlikte kullanılmakta. Keratolitikler ileri düzeyde vücut kuruluklarında kullanılabilmekte. 

Keratolitik olarak Üre, Glikolik asit-GA, Salisilik asit-SA ve Laktik asit-LA kullanılmakta. 

Hafif cilt kuruluklarında vücut için keratolitik olarak % 5-10 Üre, % 4-8 GA, % 5 LA ve %1-3 SA içerikler kullanılırken orta ve ileri düzeyde cilt kuruluklarında % 20 üre, % 10 GA, %12 LA ve %5 SA kullanılmakta.

Orta ve ileri düzeyde yüzde kuruluklarda keratolitik olarak % 4 GA, % 5 Üre, % 5 LA ve lipohidoroksil asit kullanılabilir.

Hafif cilt kuruluklarında el-ayakta bariyer kremler, düşük konsantrasyonda keratolitikler kullanılabilir. orta ve ileri düzey el-ayak kuruluklarında ise keratolitikler % 20-40 Üre, % GA ve SA ile % 12 LA kullanılabilir.

El-ayak çatlaklarında kolloidan yapışkanlı ürünler kullanılabilir.

Deride kuruluk kaynaklı inflamasyon var ise topikal steroidler ve calcineurin inhibitörleri bir dermatolog kontrolünde kullanılmalıdır.

Kaşıntının ön planda olduğu deri kuruluklarında nemlnediriciler içerisine pramoxine, menthol yada kamfor kullanılabilir. Sistemik antihistaminler kullanılabilir.

Kuru Deride Öneriler

Vücut kuruluklarında öneriler;

  • Banyo süresinin 5 dakikadan kısa olması
  • Küvet banyolarının uygulanmaması
  • Banyo köpüğü ve duş jellerinin kullanılmaması
  • Sabunların sınırlandırılması
  • Pamuklu giysi tercih edilmesi

Yüz kuruluklarında öneriler;

  • Saçlar için şampuan kullanımının azaltılması 
  • Güneşten korunma
  • Deodorant, boya, bitkisel ve deterjan içeriklerin kısıtlanması 
  • Makyaj kullanımının kısıtlanması
  • Güneşen koruyucu kullanımı kısıtlanır
  • Yüz temizliği gün aşırı olacak şekilde azaltılır.

El-Ayak kuruluğunda kısıtlamalar

  • Minimal su teması
  • Su ile temasın eldiven ile azaltılması. Eldiven olarak vinil içerikli eldivenlerin kullanılması önerilmekte. Eldiven altına pamuklu bir eldiven giyilmesi daha koruyucu olmakta.
  • Sıvı ve bar sabun kullanımı yasaklanmakta
  • Parfüm, boya ve deterjan içeriklerin kısıtlanması.

Cildin genel temizlenmesi sırasında dikkat edilmesi gerekenler 

  • Cildiniz kuru ve yada kurmaya yatkın ise banyo ve duş süresi 10 dakkayı geçmemelidir.
  • Banyoda ılık yada soğuk su kullanılmalıdır. Soğuk su ve ılık suyun deri ısısını düşürme ve antiainflamatuar etkisi bulunmakta. Sıcak su derinin daha fazla kurmasını sağlamakta.
  • Duş jelleri kullanılmamalıdır.
  • Parfüm ve boya gibi katkı içermeyen banyo yağları kullanılmalıdır. Bunlar deri üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturmakta. Ancak bazı banyo yağlarında bulunan iritan kimyasallar deri üzerinde artık bırakmakta buda deride iritasyon ve problemleri daha fazla arttırmaktadır.
  • Sülfaktan içeren temizleyiciler ve sabunlar deri yüzeyinde doğal koruyucu yağları ortadan kaldırdıkları ve deri proteinlerinin yapısı bozdukları için kullanılmamalıdır.
  • Antimikrobiyal içeren temizlik ürünleri kullanılmamalıdır.
  • Koku ve antibakteriyal içerik olmayan temizleyiciler kullanılmalıdır. Bu tür ürünler banyoda sadece koltuk altı ve kasık için kullanılabilir.
  • Giysiler yıkanmasında kullanılan çamaşır deterjanları aynı şekilde koku, boya ve kimyasal içermemelidir. Yıkama sırasında çok iyi durulanmalıdır. Giysilerin yıkanmasında yumuşatıcı ve çamaşır suları kullanılmamalıdır.
  • Giysiler pamuklu yada ketenli olmalı ve teri çok iyi emebilmelidir.
  • Yaşam ortamlarında hava nemlendiriciler kullanılmalıdır.
  • Aşırı terlemenin cilt kuruluğu şikayetlerini arttırabileceği unutulmamalıdır.
  • Banyo sonrası kurulanma yumuşak havlular ile deriye hafif dokunuşlar ile yapılmalıdır.
  • Deriye banyo sonrası ve gün içerisinde sık nemlendiriciler kullanılmalıdır.
  • Nemlendirici olarak sıklıkla seramid içeren ürünler tercih edilmelidir. Kimyasal yapısı birbirinden farklı seramidler bulunmakta. Bunlar içerisinde uzun zincirli olan seramidler deri kuruluğunda kısa zincirlilerden daha iyi bir performans göstermekte.
  • Bariyer kremler ayaklar ve özellikle ellerde tercih edilmelidir.
  • Deride aşırı kepeklenme var ise keratolitikler tercih edilmelidir.
  • Vücut deri sıcaklığı olan 34-35 C de deri yüzeyinde kolay ve hızlı dağılan banyo yağları banyoda 5-10 dakikalık yıkanmalar ile kullanıldığında deri kuruluğunda oldukça etkildir.

Nemlendiriciler 

Nemlendirici deri yüzeyine dışarıdan uygulanan içeriğinde deriyi örtücü-oklüziv ve humektan bulunanlar ürünler için kullanılmakta.

Oklüzyon yapıcılar yağ içerisinde su emülsiyonları olup deri üzerinde yaratttıkları örtü ile derinin su kaybını kontrol altında tutmaktadır. Emolyent yapısında olan oklüzivler cilt çatlaklarını yeterli düzeyde kapatırlar. Derinin kepekli görünmesine neden olan korneositlerin birbirlerine yeniden bağlanmasını sağlarlar. Deri üzerinde bariyer fonksiyonu görürler. 

Vazelin bir hidrokarbon yağıdır ve en etkili oklüzyon yapıcı nelendiriciler içerisinde tanımlanmaktadır. Vazelin dışındaki diğer hidrokarbon yağlar; mineral yağlar, parafin ve skualendir. Bitkisel yağlar(kakao yağı gibi) ve hayvansal yağlar(lanolin gibi) oklüzyon nelnediricisi olarak kullanılmakta. Bazı yağ asitleri olan lanolin ve stearik asit (yağ alkolleri olarak tanımlanmakta) oklüziv ajanlar içerisine eklenmekte. Oklüziv olarak kullanılan diğer etkenler polihidrik alkoller, balmumu esterleri, bitkisel balmumları, fosfolipidler, steroller ve silikon ...

Mineral yağlar deriye uygulandığında deride yumuşak bir his yaratmakta. Ancak bunların deriden epidermisten su kaybında TEWL de ancak % 30 luk azalma sağladığı bilinmekte.

Lanolin koyun yününden elde edilmekte(koyun deri yağ salgısı). Pahallı olması, kötü kokusu ve allerjik reaksiyonları nedeni ile fazla kullanılmamakta.

Silikon yeni okliziv ajanlardan olup komedon oluşturmaz ve kokusu yoktur. Deride yağlı olmayan bir yumuşaklık hissi vermesi nedeni ile daha fazla tercih edimekte.

Nemlendirici içerikleri olarak sıklıkla emolyentler kullanılmakla birlikte içerilerinde oklüziv ve humektanlar bulunmaktadır. Humektanlar deriye uygulandıklarında atmosferik çevreden ve derinin daha derin katmanlarda su çekerek st. corneumu nemlendirmektedir. Bu derinin elastikiyetini arttırmakta. Humektanlar dış çevresl ortam ancak daha çok dermisten epidermise su çeken ajanlardır. Ancak dış hava koşullarından suyu epidermise çekebilmesi için havanın nem oranı %70-80 nin üzerinde olması gerekmektedir. Bu nedenle sıklıla humektanlar epidermal su içeriğinde dermisi kullanmakta. Humektanlarar örnek olarak gliserin, porpilen glikol, seramid, hyaluronik asit, üre, sodyum laktat, sorbitol, bal, pirolidon karbokislik asit ... Ancak humektanlar epidermise suyu çekerken epidermal su kaybını engellememektedir. Bu nedenle tek başına humektanın epidermal su kaybını-TEWL arttırdığı bile düşünülebilir. Bu nedenle ideal bir nemlendiricide humektan ve örtücü nemlenediriciler birlikte olmalıdır.

Gliserol st. corneumda hücreler arasın desmosom köprülerini azaltmakta buda deri yüzeyinden bunların daha kolay dökülmesine neden olmakta. Gliserol hücreler arasın lipid bariyerini desteklemekte buda derinin su kaybını azaltmakta. Ayrıca uzun zincirli seramidlerin oluşmasını desteklemekte.

Alfa ve beta hidroksi asitler st. corneumdan korneositlerin dökülmesini sağlamakta. Alfa hidroksi asitler korneositlerde lipid sentezini arttırmakta buda deri su kaybını engellemekte. Laktik asit alfa hidroksiasit gurubunda yer almakta ve seramid sentezini desteklemekte. 

Bazı enzimler korneositler arasındaki desmozomların yıkılması ve korneositlerin dökülmesini sağlamakta. Öneğin pankreatik enzimlerden kemotripsin ve papain ananasta bulunmakta bu amaçla kullanılmakta. Bazı bakterilerde "Bacillus licheniformis" gibi bu enzimşlerin üretimi üzerinde çalışılmakta.

B3 vitamini olan niasinamid seramid sentezi üzerinden etkili olmaktadır. 

Magnezyum ve kalsiyum tuzları deri bariyer fonksiyonunu desteklemekte buda derinin kuruluğunu azlatmakta.

Vitamin C seramid özellikle uzun zincirli seramid yapımını sağlamakta buda deri bariyer sistemini güçlendirmekte. 

Derinin bariyer sisteminin korunmasında gliserin, pentanol, haluronik asit, propilen glikol, butilen glikol ve üre kullanılmakta. Bu amaçla steril alkol, setil alkol, takoferol asetat da kullanılmakta. Bunlar emolyentlerden daha etkilidir. Üre konsantrasyonuna bağlı olarak humektan, keratolitik ve antipuriritik(kaşıntı önleyici) etki göstermektedir. Salisilik asit keratolitik ve humektan olarak etkilidir. Ancak geniş vücut alanlarına kullanıldığında salisilizm yapmaktadır. Deride çatlamalar var ise çatlakların çevresine keratolitikler çatlaklara ise kolloidanlar kullanılabilir.

Nemlendiricilerde  önemli bir özellik nemlendiricinin etki süresi yani kullanım sıklığıdır. Normal derinin st. corneumdan korneositlerin dökülmesi-deskuamasyon nedeni ile nemlendiricilerin derideki etki süreleri kısadır. Bu nedenle etkili bir deri nemlendirmede ürünün gün içerisinde sık kullanımı gerekmektedir. St corneumun normal fizyolojik br görünüme sahip olması için içeriğinde su oranı % 10 nun üzerinde olmalıdır. İdeal oranı %20 -35 dir. 

Nemlendirici içerikleri epidermal yağ içeriklerinin restorasyonunu sağlamakta. Buda derinin bariyer sistemini sağlarken pastisitesini vermekte.

Nemlendiriciler içerisindeki yağ içerikleri korneositler arasına girerek hücreler arası lameller yapıları oluştumakta. Sifingolipidler, serbest steroller ve fosfolipidler gibi. Nemlendiriciler hasralanmış epidermal bairyer sistemin onarılmasını sağlamakta. Epidermal lipid sentezi bunlardan en önemlisidir. Çünkü hasralanmış epidermisten daha fazla su kaybı olmakta. İlk olarak steroller ve yağ asitleri sentezlenmekte sifingolipidler geç sentezlenmekte. Kısa bir sürede derinin  normal lipid içeriği onarılmış olmakta.

Ayrıca dışarıdan kullanılan yağ içerikleri; kanola yağındaki lipidler ve sterolden zengin içerikler epidermis hasarı üzerinde sülfaktan gibi bir koruyucu bariyer oluşturmakta ve lipidler epidermis içerisine girerek kullanılmakta. Deneysel çalışmalarda deride su kaybı yani TEWL arttıkça lipid sentezinin arttığı gösterilmiştir. Bu nedenle epidermal hasarda nelendirici yada suyu yarı geçirgen örtüler kulanılarak kapattımızda epidermal bariyer fonksyonunda lipid yapımını desteklemekteyiz. Ancak tam oklüzyon yapıldığında epidermal su kaybı olmamakta ancak fizyolojik lipid sentezi de durmakta.

Nemlendiriciler birbirinden ayrılmaya başlamış korneositlern arasını, derideki yarılma ve çatlakları doldurarak derinin daha pürüzsüz ve yumuşak hissedilmesini sağlamakta. Nemlendiriciler deri üzerinde kayganlaştırıcı etkileri ile sürtünmeyi azaltmakta.

Nemlendirici emolyentlerin içerisinde sıklıkla alkol ve esterler bulunmakta. Alkol olarak octil dodekanol, heksil dodekonal yada oleil alkol bulunmakta. Ancak bunlar deride kuruluk hissi yapabilmekte. Esterler ise oleil, oleat yada oktil streatlar, PEG-7, gliserol, cokoat, mistril mistriat, isopropil mistiriat yada stearil isononanonat...

Tüm nemnendiriciler içerisinde deri yumuşak hissedilmesi için lipidler bulunmaktadır. Ancak bunlar bazen hastaya derinin yağlı hissini verdiği için kullanıcılar tarafından fazla istenmez. Örneğin vazelin, oleyl oleate ve trigliserdiler. Daha az yağlı hissi verenler isopropyl calmetate, stearate ve myristate dır. Dibutyl ditate en az yağlı hissini vermektedir. 

Losyon nemlendirici formları kolay uygulanması nedeni ile tercih edilmektedir.

Günümüzde nemlendiriciler içerisinde bazı ürünler daha fazla kullanılmakta.

  • Alfa ve beta hidroksi asitlerdir korneosit desmosomları bozarak deksuamasyonunu sağlarlar. AHA lar ayrıca hücre çoğalması ve deride kolajen sentezinide uyarmaktadır. Beta hidroksi asitlerden salisilik asit sadece sebase bezlerin kanalından deriye penetre olmakta bu nedenle sebum olan alanlarda kullanılabilir ve sebum yapımını azlatmakta. Bu nedenle birçok nemlendirici içerisinde salisilik asit kullanılmakta. Derinin bu ürünler ile deskumasyonu derinin daha canlı ve pürüzsüz hissedilmesini sağlamakta.
  • Üre kozmetik nemlendiriciler içerisine konularak st. corneumun su tutma kapasitesini arttırmakta. Bunu korneositler arasında hidrojen bağlarını yıkarak yapmakta. Bu derinin su tutma yeteneğini arttırırken deskumasyonuda sağlamakta. Bu arada epidermal çoğalmayı azaltmakta. Bu korneositlerin boyutlarının büyümesi demek. Büyük korneositler epidermal dış kimyasal madde geçişine daha dirençli olması anlamına gelmektedir. Ürenin uzun süre kullanımı bu etkileri ile deride sodium lauryl sulfate (SLS) gibi kimyasalların iritasyonunu azaltmaktadır.
  • Sodium PCA (2-pyrolidone-5-carboxylic acid) glikozaminoglikanlara benzemekte ancak deri yüzeyine uygulandığında humektan olarak davranarak epidermise demisten su çekmekte.
  • Sentetik A vit. nemlendiricilere antioksidan olarak eklenmekte. Antiaging etkisi yüksek ve güneş hasarını kontrol etmekte. Retinoidler epidermisi restore ederek kalınlığını arttırmakta ve dermiste yeni kolajen sentezini sağlamakta. Retinoik palmitat A vit. leri içerisinde kremlerde en kolay formolüze edilen formu. Deriye uygulandığında aromatik enzimler ile retinole aktif froma dönmekte. Vitamin A yüksek konsantrayonlarda humektan olarak davranmakta.
  • Vitamin C antioksidan olarak nemlendiriciler içerisinde kulanılmakta. Dermiste kolajen sentezini sağlamakta. Vit C de en önemli problem nemlendiriciler içerisinde pH 3.5 da hazırlanması zorunluluğu ve maksimum konsantrasyonda bile ancak % 20 sinin deri tarafından emilebilmesidir.
  • Vitamin E takoferol ve takoterienol fromları ile nemlendiricilerde kullanılmaktadır. Biyolojik olarak aktif formu alfa ve gama takoferoldür. Bunlar yağda eriyebilir özellikleri ile hücre zarının yapısında katılarak antioksidan özellik göstermektedir. Oral sık kullanılmaktada ancak topikal kullanımı daha nadirdir. Antioksiadn, ışığı iyi absorbe etmekte bu nedenle güneşten koruyucular içerisinde sık kullanılmakta. Stabil formu alfa takoferaol
  • Panthenol humektanlar içerisine eklenmekte. Saç bakım ürünleri içerisinde saçları çevresel sıcak ve suya karşı korumakta. Saçların plastisitesini arttırmakta böylece saçlar daha yumuşak ve uyumlu görünmektedir. Panthenol vitamin B5 olarakta bilinmektedir.
  • Nemlendiriciler günlük cilt bakımı dışında dermatolojik durmlardada kulanılmaktadır. özellikle egzamlarda derinin bariyer sisteminin tekrar oluşturuması ve onarılması için mutlaka gereklidir. Deri yüzeyine uygulanan lipid içerikleri deriyi penetre ederek epidermiste korneositler arası lipid yapımında kulanılmaktadır. Yeni doğanda kullanılan nemlendiricilerin dermatiti gelişimini baskıladığı gösterilmiştir.
  • Nemlendiricilerdeki kanolin yağı ve sterolden zengin içerikler derinin sodium lauryl sulfate karşı gösterdiği iritasyonu azaltmaktadır. Nemlendiriciler su, deterjan kaynaklı dermatitislerde günde en az 2 defa kullanılmalıdır.
  • Deri restorasyonu amaçlı amino asitler olarak glutarruk asit (PCA yapısına katılmakta) ve glisin (PCA yapımını uyarmakta) kullanılmakta. Epidermal suyun deride korunması deride doğal epidermal nemlendirici faktör -NMF ler ile özellikle de PCA (2-pyITolidon-5-carboxylic acid) ile sağlanmakta.
  • Epidermis yüzeyinde sebase bezlerin sebum salgısı epidermal su kapasitesinde son derece önemlidir. Sebum epidermis üzerinde bariyer oluşturmakta ve epidermal su kaybını engellemekte. Sebumun bu bariyer fonksiyonu fosfolipidler ve Odland lamel yapılar ile desteklenmektedir.
  • Terleme ile su ve sebum salgısı  epidermis üzerinde doğal bir yağ içerisinde su emülsiyonu oluşturmakta. Ter içerisinde tuz bu emülsiyonun homejen dağılımı sağlamakta.

Cilt kuruluğunda beslenme

Günlük su tüketimi son derece önemlidir.

Cilt kuruluğunda beslenme amaçlı esansiyel yağlar içeren(EFA yada vit. F) bitkisel yağlar, linoleik ve linolenik asitler, soya, gece çuha çiçeği yağı( serotine primrose oil) kullanılabilir.Bunlar deride seramid sentezinde kullanılmakta.

Esnasiyel yağ asitleri dışında omega 3 ve 6 gurupları önemlidir. Bunların eksikliği deride kuruluk yapmakta. Omegalar sıklıkla soğuk deniz balıkları(somon, ringa ve uskumru gibi) fındık, avakado ve keten tohumunda bulunmakta.

Diğer vitaminler (A, E, C, PP, B l , B2, B6, B 12, H, D) derinin keratogenezisinde önemli ve bunlar diyetle yeterli oranlarda alınmalıdır.

Jelatinde yeterli oranda bulunan glisin ağız yolu ile alındığında deri nemini 15 gün kullanıldığında 12%, 30-45 gün kullanıldığında 30% oranında arttırmakta.

Eser elemnatlerden demir, bakır, kalsiyum besinler ile yeterli oranlarda kullanılmalıdır. Bunlar deride kolajen ve elastin sentezinde enzimler için kofaktör olarak rol oyanamakta.

Diyet ile alınan çinko deri savunma sistemi için gereklidir.

Son yıllarda "hastalıklı-problemli bina" gibi hasta paylaşımları yapılmakta. İlginçtir ki hastaların bir kısmı bazı binaları kuru cildin, özellikle de yüz cildinde kuruluğun gelişimi ile ilişkilendirilmiştir. Alerjisi olan insanlar bu binaları “hasta binalar” olarak tanımlamakta ve bu binalarda allerjilerinin arttığını ifade etmekte. Bu binanın içinde ne kadar zaman geçirirse, kuru cilt ve bununla ilgili kaşıntı oluşturma olasılığı o kadar fazla olmakta. Binanın az temizlenmesi, daha ciddi semptomlara yol açmakta. Yüksek havalandırma akışları,oda içi sıcaklık kontrollerinin eksikliği de daha yüksek kuru cilt görülme sıklığı ile ilişkilendirilmiştir.

yol tarifi

dermatoloji randevu
dermatoloji doktor cevapliyor

Adres: Esentepe Mah. Cevizli D 100 Güney Yanyol Lapishan 25/2 Soğanlık, Kartal / İSTANBUL
GSM: 0532 624 21 27
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.



© 2020 Hakan Buzoğlu. All Rights Reserved.
ByFlash Web Agency